Okumayı kolaylaştırmak için kısa bölümler hâlinde yayımlanacaktır.
1

ÖNSÖZ
Bu kitapta demek istediklerimi (maksadımı) tam ve doğru anlayabilmek için ÖNSÖZÜ mutlaka okuyunuz. Sonra SÖZLÜK bölümünü gözden geçiriniz. Böylece hem öğretmenlik bilgisine katkıda bulunur hem de bu kitapta kullanılan terimleri ve anlamlarını ayrıntılı olarak tanırsınız. Bu da anlatılanları anlamanızı kolaylaştırır. Çünkü dil, oluşumu ve kullanılması yönünden çok karmaşık bir takım işlemlerle gerçekleşir. Her işlem hem kendi başına hem de diğer zihinsel işlemlerle oluşan karmaşık bir kompozisyon (mecmuu) dur.
Dil; oluşumu ve öğrenimi/öğretimi itibarı ile başta metodoloji, pedagoji, psikoloji; ayrıca sosyoloji ve biyoloji gibi birçok bilim dalını çeşitli yönleriyle ilgilendiren bir bilim dalıdır.[1] Bu bilim alanında çalışacak olanların, diğer bilim dallarında genel bilgiye sahip olmaları yeterli olabilir veya çalışma sırasında daha derinliğine bir çaba gösterilebilir, ama metodoloji, pedagoji ve psikoloji bilimlerine daha ileri düzeyde bilgi ve ayrıca pratiklere sahip olması gerekir.
Dil, bir bilim dalı olarak çok çeşitli yönlerden incelenebilir. Örneğin; dilin oluşumu, yapı bilimi (sentaks), anlam bilimi (semantik), öğretim yöntemleri gibi.      
Yazarın, burada ortaya koyduğu görüşler, başka kaynaklardan çok sınırlı alınmış olsa da incelediği eserlerin, dinlediği derslerin ve gözlemlerinin bir sentezi olmak itibarı ile özgün bir çalışma olarak görülmelidir.[2] Bu çalışma konularla ilgili olmak üzere dipnotlarla zenginleştirilmiştir.
Yazarın ortaya koyduğu bu görüşlerin iki temel amacı vardır: Bunlardan birinci anne-babalara ve öğretmenlere, çocuklarına Türkçeyi veya bir yabancı dili nasıl öğretmeleri gerektiği konusunda bir fikir vermek; ikincisi ise bu konuda çalışmak isteyenlere bir anahtar veya ipuçları vermektir.
Hem ana dilin ve hem de bir yabancı dilin öğretiminin iç içe alınmasının sebebi; iki dilin de oluşum problemlerinin, kanunlarının, sorunlarının, yöntemlerinin ve tekniklerinin birbirine paralel ve çok yakın olduğu düşüncesinden ileri gelmiştir. Buna göre ana dil nasıl öğreniliyorsa veya öğretiliyorsa bir yabancı dil de aynı yöntemlerle ve aynı ortamda öğrenilmeli veya öğretilmelidir.[3] Dil öğrenmenin temel zemini budur.
Yabancı bir dili öğrenmenin temel amacı, o dilde konuşabilmek, yazabilmek, söylenenleri ve yazılanları anlamaktır. Kısaca tercüme etmektir.
Bu kitapta zekâ konusunun ele alınmasının sebebi, dille zekâ arasında doğrudan ilişkin olduğudur. Zira dil, zekânın bir ürünüdür. Zekâ olmaksızın dilin varlığı düşünülemez. Dil ise zekâyı işleten ve kullanan bir yetenek olup beceriler ilişkisi ile oluşur. Örneğin konuşmak bir yetenek olmakla birlikte dilin temel unsuru olan yazmak bir beceridir. Ancak dil, bir yetenek olarak bunu yalnız başına yapmaz. Hafıza, algı, dikkat gibi zekâyı oluşturan diğer yeteneklerin her biri dilin oluşumunda rol alır.  
Dil, dış dünyadan alınan uyarıcılarla ve bu uyarıcıların zihinde yol aldığı çok karmaşık bir takım işlemlerle edinilir, öğretilir veya öğrenilir.
Dil; dinleme ile edinilir, okuma yoluyla edinilen birikimlerle gelişir. Yazı ile de edinilen birikimler kalıcı hâle gelir.
Görünen ve kabul edilen dinleme, konuşma, okuma ve yazma dilin dört temel unsurudur. Bu dört temel unsurun her biri, bir diğerine düz-sıralı[4] ve çapraz olarak bağlanır. Bu bağlantılar, her konu anlatılırken birbirine geçmiş olarak ortaya konur. Okumanın yazma ile yazmanın anlama ile anlamanın anlatma ile anlatmanın dinleme ile vs. ilişkilerinin olduğu gibi. Bu nedenle bu temel yeteneklerden ve becerilerden biri anlatılırken hemen bütün unsurlardan söz etmek gerekmektedir. Başka bir söyleyişle bu yetenekler ve beceriler birbirinden bağımsız değildir.[5]
Özetle, işitme ve konuşma dili oluşturan; okuma dili zenginleşti­ren ve yazma ise dili kalıcı kılan unsurdur.
Bu kitapta eğitim ve öğretim konusu genel bir çerçevede ele alınmıştır. Bu çerçevede öncelikle anne-babanın ve sonra da okulun rolü üzerinde durulmuştur. Eğitime ve öğretime ilişkin daha ayrıntılı bilgiler sözlük bölümünde gösterilmiştir.
Bu kitapta, kullanımı azalmış dahi olsa bazı adların, kavramların ve sözcüklerin hayatta kalabilmesi için eş anlamları önceki ve şimdiki söylenişiyle yazılmıştır. Örneğin bazen sözcük, bazen kelime terimi kullanılmıştır. Bununla birlikte bazen “ad” yerine sözcük veya kelime kullanıldığı da olmuştur. Belli bir yani bir tek nesneyi işaret etmeyen, yani bir kümeyi ifade eden bütün sözler, “ad”, “isim” veya “söz” olarak kullanılmıştır. Zira “ad” denildiğinde “sözcük” ve “kavram” olan sözler hatırımıza gelmelidir. Bu husus, zaman zaman dipnotlarla hatırlatılmıştır. Bu konu üzerinde “Ad” ve “Kavram” konusu üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur.[6]
Bu kitapta, kullanılma düzeyi azalmış ancak kaynaklarda gösterilen eserlerin de anlaşılması bakımından eş anlamlı sözcüklerin hem önceki hem de şimdiki kullanımı ya ayraç içinde ya da sözlük bölümünde gösterilmiştir. Bazen de doğrudan hem önceki hem de şimdiki kullanımına yer verilmiştir. Özellikle eşanlamlı kullanımlarda alıntı yapılan yazarların kullandığı sözcükler aynen korunmuştur.
    Elbette görüşlerim eleştirilmeye, tartışmaya, tamamlanmaya ve geliştirilmeye her zaman açık ve muhtaç olacaktır. Bu işi genç düşünürlere ve bilim adamlarına bırakıyorum.
Bu kitabı yazarken kendilerinden yararlandığım başta öğretmen okulu psikoloji öğretmenlerim Sayın Eftâl Emiroğlu’na ve Sayın Enis Türköz’e, lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarımda kendilerinden yararlandığım Sayın Dr. Mitat Enç’e, Şevket Türkyılmaz’a, Orhan Çaplı’ya, Prof. Dr. Fevzi Öz’e, Prof. Dr. Yahya Özsoy’a, Prof. Dr. Doğan Çağlayan’a, Prof. Dr. Sadık Kemâl Tural’a, Prof. Dr. Abdurrahaman Güzel’e, Doç. Dr. İsmet Cemiloğluna, Prof. Dr. Âlemdar Yalçın’a, Doç. Dr. Fuat Altunkaya’ya ve kaynaklar bölümünde gösterilen eserlerini okuduğum ve eserlerinden yararlandığım, okunmasını tavsiye ettiğim yazarlara ayrı ayrı teşekkür ederim.  Bu çalışmalarımda gerçekten büyük bir sabır ve anlayış gösteren eşim Gülseren Hanıma ve kızlarım Derya’ya ve Dilek’e, oğlum Serhat’a da teşekkür ederim.
Bu çalışmamın redaksiyonunu yapan ve görüşlerini bildiren Sayın Cemal Kamil Elbeg”e hassetsen teşekkür ederim.
Bu, bir tez ve bir öneridir. Üzerinde çalışılabilir. Eleştirilebilir. Eksikler ve yanlışlıklar görülebilir. Benden sonrakilerin bu tür çalışmalarına bir ışık tutacağı düşüncesiyle mutlu olduğumu ifade etmek isterim.
Kahramanmaraş 12. 8. 2014




[1] Yazar, bilimi şöyle tanımlamaktadır: Bilim, bir oluşun veya gözlemlenen bir eylemin başka türlü nasıl olabileceği üzerinde düşünmek ve düşüncelerini uygulamaya geçirme işidir. Bu kitapta yapılan açıklamalar yerleşik anlayışlara ve kabullere aykırı gelebilir. Bu aykırılık, yazarın, örneğin zekânın bilinen ve yerleşik kabullerden veya dil yaklaşımlarının da başka türlü olabileceğini düşünmesinden ileri gelmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi bu konularda çalışacak akademisyenlere ve gençlere bir ipucu vermek başlıca amaç olarak belirlenmiştir.
[2] Zira hiçbir bilim kendinden önceki buluşlara, keşiflere ve görüşlere dayanmadan gelişemez.
[3] Ben, öğretmen okulunda öğrenci iken Amerikalı Prof. Miss. Berry, verdiği konferansta aynen şöyle demiştir: Bir yabancı dilin öğretimiyle ana dilin öğretiminin problemleri aynıdır (1963).
[4] Bu yetenek ve becerilerin düz-sıralı olmasından dinleme, konuşma, okuma ve yazma; çapraz olmasından ise dinleme, okuma, konuşma, yazma sırası kastedilmektedir.
[5] Bu nedenle bu yeteneklerden veya becerilerden biri anlatılırken, diğerlerinden de söz etmek gerekmektedir. Bu anlatım biçimi, bir tekrar olarak görülmemelidir.
[6] Önce bu konuların okunmasında fayda olduğu düşünülebilir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar