9
Ali
okula gel.







Pen-
cere
dal-
2.
OKUMANIN PSİKOBİYOLOJİK TEMELLERİ
Okula başlayan
çocuklar, altı-yedi yaşlarındadırlar. Bu yaştaki çocuklar, nesneleri bütünüyle
algılar. Bu bütünsel algıya toptan algılama da denir. Buna göre belirli yaşlara kadar çocuklar bir
nesneyi veya olayı ayrıntılarıyla değil bütünüyle görürler ve algılarlar.
Harfler ve
heceler kelimelerin, kelimeler de cümlenin parçalarıdır. Bu yaş çocukları
belirli bir eğitim görmedikçe veya belirli bir zihinsel olgunluk düzeyine
gelmedikçe cümleyi oluşturan kelimeleri, heceleri ve harfleri onun bir parçası
gibi algılayamazlar.
Bir yazıyı
okurken göz, yazı üzerinde kayarak değil, sıçrayarak ilerler. Buna göre, bir
kelimeyi meydana getiren harfleri teker teker görmeyiz. Gözün sıçrama alanında bulunan her şey bir
bütün hâlinde görür ve algılanır.
Baktığımız bir
şeyin çoğu zaman ayrıntılarını görmeyiz. Örneğin bir yazıdaki bir harf
eksikliğini fark etmeyebiliriz. Çünkü zihin yazının seslendirme alanına giren
bölümünü bütünü ile algıladığından bu eksikliği tamamlayarak yahut düzelterek
okur. Anlama ve kavrama için bir cümlede veya paragrafta bir iki harfin eksik
veya yanlış yazılmış olması önemli değildir. Göz, bu eksikliği veya yanlışlığı
düzelterek veya tamamlayarak doğru gibi görür ve okur.
Aşağıdaki
cümlenin harflerinin yarısı görünmesine rağmen tamamını görmüş gibi okuruz.
Yüz hatlarında
yara, ben, saçındaki kırlık, burnun iriliği gibi ayrıntılarını göremediğimiz
hâlde arkadaşımızı uzaktan kolayca tanırız.
Çizgiler
bitişmediği halde yazılan harfleri tam yazılmış gibi algılarız.
|
Hatta okurken
harfler ve kelimeler arasındaki boşlukların farkına varmayız ve gözün görme ve
seslendirme alanı içine giren kısmını bir bütün hâlinde görürüz. Çünkü bu
bütünlüklere ait eksikler, daha önce bizde var olan tecrübe ve algılarla
birleştirilir ve zihnimizde bütüne çevrilir.
Yetişkinlerle
benzerlik
Dış dünyayı
algılama bakımından çocukla yetişkin arasında önemli bir ayrılık vardır:
Çocuklarda algı toptandır. Bu itibarla ayrıntıları fark etmezler. Yetişkinler
ise baktıkları şeyin kendilerini ilgilendiren ayrıntılarına dikkat ederler. Bu
algı ise çözümseldir. Fakat bu, çocuklar
her zaman toptan, yetişkinler de her zaman çözümsel algı var olduğu anlamında
değildir. Çocukların ayrıntıları az görmelerine karşılık yetişkinlerde de
toptan algılama vardır.
Biz yetişkin
olarak bu ayrıntıları çözümlesek bile 6-7 yaşındaki çocuklardan böyle bir
çözümlemeyi belirli bir olgunluk düzeyine gelmeden beklemek doğru değildir.
Okuma
Göz, yazı
işaretlerini toptan görür ve zihin de böyle algılar. Bir sinema filminin arka
arkaya gelen resimlerini hareket ediyormuş gibi görmemiz, iki resim arasındaki
kısa bir boşluğun zihnimizde tamamlanmasından ileri gelir.
Kısaca göz, yazı
işaretleri olan harfleri teker teker değil bir bütün hâlinde algılar ve
algıladığı (seslendirme) alanı içine giren bölümünü okur.
Bu cümleyi
okurken, kelime ve harf aralarındaki boşlukları görmeyiz. Cümleyi, aşağıdaki
gibi blok hâlinde görürüz. Dizgi hataları varsa onları fark etmeyiz.
Satırı bir düz
çizgi gibi algılarız:
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı
hilâl!
mısrasını şöyle
okuruz:
Dalgalansendeşafaklargibieynazlıhilâl!
Ancak duraklama
boşluklarını görebiliriz:
Çatma/kurbanolayımçehreni/eynazlıhilâl!
Bu açıklamalardan
da anlaşılacağı üzere çözümleme, birleştirme ve diğer yöntemler birbirini
tamamlayacak şekilde (eklektik) kullanılmalıdır.
Bunun için okuma
ve yazma öğreniminde harflerle başlamak yerine anlam taşıyan cümlelerle ve
kelimelerle başlamak daha uygun olur. Başlangıçta çocuk için cümle içindeki
sözcükleri ayırmak, özellikle bir kelimedeki harfleri soyutlamak mümkün olmaz.
Harf yerine anlamlı sözleri (cümle/kelime) okuyup yazmak hem ilgi çekici olur
hem de yazılı sembollerin bir anlama bağlı olduğu fikrini daha iyi kavratır.
Böylece onların ileride daha hızlı ve anlamlı okuma alışkanlıklarını kazanmalarına
iyi bir ortam hazırlanır.
Çocukların okuma
ve yazmayı kolaylıkla öğrenebilmeleri için kendilerine söylenen sözleri sadece
işitip anlamaları yetmez. Sözcüklerin fonetik yapısını kavramaları, bunu meydana getiren sesleri
çözümleyebilmeleri de gerekir.
Harf seslerini
soyutlamak güç bir işitir. Böyle bir çözümleme yazılı kelimenin hece ve
harflere çözümlenmesinden daha zordur. Çocuğun okuma mekanizmasını
kavrayabilmesi için kelimelerin bütün içinde hece ve harf seslerini ayırt
etmesi (soyutlaması) ve sonra da harf seslerini yazılı harf şekillerine
bağlayabilmesi gerekir.
Okumanın bedensel
ve zihinsel iki yönü vardır. Okumanın bedensel yönü öncelikle göz ve ses
organlarını kullanmayla, zihinsel yönü ise görülen sembolleri algılama, sese
çevirme ve anlamını kavramayla ilgilidir. Bu bakımdan okuma, göz ve ses
organları ile çeşitli zihinsel etkinliklerin uyumlu bir şekilde çalışmasına
dayalı istemli ve istemsiz bir takım karmaşık işlemler yapmayı gerektirir.
Okuma işleminde
göz, yazılı bir metni görür ve bu kanaldan alınan duyumları zihne gönderir.
Görüntüler, burada anlam kazanarak sese çevrilir.
GÖZ HAREKETLERİ
Sesli ve sessiz
okumada göz hareketleri aynı zihinsel ve biyolojik işlemlere tabidir. Yani iki
okuma türünde de göz hareketleri aynı şekilde ve aynı maksatla hareket eder.
Okuma sırasında
göz; ileri, geri ve aşağı olmak üzere hareket eder.
A. GÖZÜN İLERİ HAREKETLERİ
Okurken göz,
satır üzerinde kayarak değil sıçrama ve duraklama yaparak ilerler. Göz, bir
noktadan bir noktaya sıçrarken görme alanına giren sembol veya nesneleri görür
ve duraklar. Anlam, duraklama sırasında kavranır.
![]() |
|
Okurken
göz, yazı üzerinde kayarak değil soldan sağa doğru sıçrayarak ve duraklayarak
ilerler. Okuma sıçrama esnasında, anlama ise duraklama esnasında gerçekleşir.
Buna göre gördüğümüzü algıladıktan hemen sonra anlarız.
Okurken
satırda gördüğümüz alan (kelime ve kelime grubu) okuduğumuz alandan geniştir.
Örneğin 4 kelimeyi görürsek bunun üçünü bir küme-resim hâlinde görür ve okuruz.
(Bunu bir satır üzerinde okumanızı izleyerek de görebiliriz.)
İyi okuyucuda göz daha fazla alanı görür ve okur. Bu okuyucuda gözün sıçrama alanı geniştir. Zayıf okuyucu ise bir satırda daha az alanı görür ve daha çok duraklar. Bu okuyucularda zaman zaman göz geriye sıçramalar yaparak okuma akışını engeller.
İyi okuyucuda göz daha fazla alanı görür ve okur. Bu okuyucuda gözün sıçrama alanı geniştir. Zayıf okuyucu ise bir satırda daha az alanı görür ve daha çok duraklar. Bu okuyucularda zaman zaman göz geriye sıçramalar yaparak okuma akışını engeller.
İyi okuyucuda sıçrama ve duraklamanın özellikleri şunlardır:
1. İyi bir okuyucuda sıçrama ve duraklama mesafesi uzun olur.
2. İyi bir okuyucuda sıçrama ve duraklama ritmik ve düzenli olur.
3. İyi bir okuyucu, sıçrama alanına giren bütün yazıları okur.
4. İyi bir okuyucuda göz geriye doğru hareket etmez.
Gözün satır üzerindeki her sıçramada okuduğu alan farklıdır. Bu
durum, kelime uzunluğu, noktalama işaretleri, gözün yazıya aşina olması,
metinde yabancı kelime bulunması gibi sebeplerden kaynaklanır.
"Okuma,
gözün satır üzerinde sıçraması sonucu kelime şekillerini görerek, bunların
anlamlarını kavrama ve seslendirmedir. Görülüyor ki okuma, için satırlar
üzerinde gözün sıçrama hareketlerine ihtiyacı vardır. Gözün bu sıçramaları ne
kadar uzun olursa, göz geriye dönmeyip, daima ileriye doğru sıçrarsa okuma o
kadar sürat kazanır. Gözün böyle bir yetenek kazanması, karşılaşılan kelime şekillerinin
önceden tanınmış olmasına bağlıdır. Bunun için çocuğa özellikle ilk sınıflarda
çok okuma imkânı sağlanmalıdır. Ancak bununla çocuğun bir metni tekrar tekrar
okuyarak ezberlemesini kastetmiyoruz. Çocuk, bir parçada yeni karşılaştığı
kelimeleri başka yazılarda da görmek suretiyle şekilleri ve bunların
bildirdiği anlamı kavramalıdır. Bunun için özellikle birinci sınıflarda okuma
parçaları kelimeler yönünden birbirine dayalı olursa öğrencilerin parçayı ezberlemeden
okumaları ve böylece okuma süratini tabii yoldan artırmaları mümkün olur” (Demiray- Öz, 1970).
Sıçrama
genişliği, cümleyi oluşturan kelime ve kelime gruplarının uzunluğuna, gözün
kelimelere aşina olmasına veya olmamasına göre değişir. Daha önceden okunan
bir yazıda sıçrama genişliği daha fazla olur.
Zayıf bir okuyucu bir
satırdaki yazıyı 7-8, iyi bir okuyucu ise 3-4 sıçrama- duraklama hareketiyle
okur. Sıçrama sayısının azalması, gözün bir sıçramada gördüğü kelime sayısının
artması demektir. Bu da okuma hızının
artmasını sağlar.
Duraklama ve
sıçrama süresi ritmik ve düzenli olmalıdır. Gerçi, normal okumada duraklama ve
sıçrama hızı, bir ölçü verilememekle birlikte okumanın akışını bozmayacak kadar
olmalıdır. Bazen uzun bazen kısa yapılan duraklamalar okumanın iyi olmadığını
gösterir. Zayıf okuyucunun gözü, okuduğu kelimeye takılıp geriye dönüş yapar.
Okunan cümlenin anlaşılmamış olması, Duraklamaların doğru yapılmaması gibi
sebepler de zayıf okumanın sebeplerindendir.
Gözün sıçrama
hareketleri, göz kaslarının eğitilmesi ile ilgilidir. Bu da sesli olarak okunan
bir yazının öğrenciler tarafından metne bakılarak izlenmesiyle gerçekleşir.
Öğretmenin okuması da doğru örnek olacak şekilde olmalıdır. Öğretmen kendisinin
okuması sırasında okuma hızına ve duraklamaya özen göstermelidir. Özellikle
birinci sınıfta fişlere yazılı cümleleri okurken ve okuturken her defasında
aynı yerde duraklanmalı, durak sayısı artırılıp azaltılmamalıdır. Böylece
sıçramaların düzenli olması sağlanır. Okumanın konuşma hızında olması tercih
edilmelidir.
Ne kadar görürüz,
ne kadar okuruz?
Okurken göz,
sesten önce ilerler. Yani önce görür sonra okur. Çok iyi bir okuyucu, gördüğü
yani görme alanının içine giren bütün yazları okuyabilir. Biz, ancak görme
alanına giren yazılardan dikkatimizi yoğunlaştırabildiğimiz mesafe içindeki
yazları okuruz veya bu gibi nesneleri görürüz.
Öğretime
cümlelerle veya kelime grupları ile başlamanın psikolojik temellerinden biri de
çocukta algının toptan olmasıdır.
Basit bir deneme
Göz merceğimiz tümsektir. Arıların gözleri ise insan gözünden daha
tümsek neredeyse yarım top gibidir. Dershanede tam karşınızda olan nesneye
dikkatle bakınız. Gözünüzü kesin olarak hareket ettirmeyiniz. Baktığınız
noktanın sağında ve solunda kalan bütün nesneleri ve hareketleri görürsünüz.
Ancak baktığınız nokta ile bu noktanın sağında ve solunda kalan alandaki
nesneleri ve hareketleri tam ve doğru olarak tanımlayamayız.
Aşağıdaki şekle bakmadan önce, şu işlemleri yapınız:
1. Gözünüzü yazı tahtasındaki yazının GELDİNİZ kelimesine dikkatle
bakınız.
a. Göz bebeklerinizi
hareket ettirmeden tahtanın sağ üst köşesinde kaç tane kalem olduğunu
söyleyiniz.
b. Tahtanın alt tarafında kaç tane çocuk olduğunu söyleyiniz.
c. Bu çocuklardan birinin hangi elini havaya kaldırdığını
söyleyiniz.
![]() |
|||||||
|
|||||||

|
|||||
![]() |
|||||
Bu basit denemede, eğer göz bebeklerinizi hareket ettirmediyseniz,
kalemlerin sayısını bilemeyeceksiniz. İkinci soruyla ilgili olarak eğer söylenen
kelimeye çok dikkatle bakarsanız, belki kaç çocuk olduğunu –büyüklüğünden dolayı- bileceksiniz ama hangi elini
kaldırdığını bilemeyeceksiniz.
Buradan da anlaşılacağı gibi gördüğümüz alan ile anlam verdiğimiz
ya da okuduğumuz alan aynı açının içinde yer almamaktadır.
Bu denemeyi aşağıdaki gibi bir cümle üzerinde de yapabiliriz:
Aşağıdaki cümleye bakınız ve gözünüzü herhangi bir kelime üzerinde
sabitleştiriniz. Göz bebeklerinizi hareket ettirmeyiniz. Gözünüzü diktiğiniz
kelimeden başka hangilerini okuyabildiğinizi ya da seslendirebildiğinizi
söyleyiniz.
Ben Atatürk’ü çok
severim. Atatürk, yurdumuzu kurtardı.
Cisim büyüdükçe algıladığımız alan cisme oranla küçülür. Aşağıda
farklı puntolarda yazılmış yazıların her birinde bir kelimeye gözünüzü sabitleştirerek
bakınız. Hangisinde daha fazla kelime görüp okuduğunuzu söyleyiniz.
Ben Atatürk’ü çok
severim. Atatürk, yurdumuzu kurtardı.
(9 punto)
Ben Atatürk’ü çok severim. Atatürk, yurdumuzu kurtardı. (10 punto)
Ben Atatürk’ü çok
severim. Atatürk, yurdumuzu kurtardı. (11
punto)
Ben Atatürk’ü çok
severim. Atatürk, yurdumuzu kurtardı. (12
punto)
Ben Atatürk’ü çok
severim. Atatürk, yurdumuzu kurtardı. (14
punto)
Aynı görme alanı içine giren
nesnelerden küçük olanların daha büyük bölümünü, büyüklerin ise daha küçük
bölümünü görürüz.
B. GÖZÜN GERİ HAREKETLERİ
Okuma sırasında
göz sıçrar, duraklar ve satırdan satıra geçerek ilerlerken bazen geriye dönüş
hareketleri yapar. Bu durumda okuyucu, daha önce seslendirdiği kelime veya
kelime gruplarını yeniden seslendirerek okumaya devam eder.
“Göz, kelimeleri bir bakışta tanımazsa geriye
döner. Bu ise okumanın ve anlamının akışını bozar” (Göğüş l982 : 8).
Aşağıdaki şekilde
gözün sıçrama, görme, seslendirme ve okuma (algılama) alanı ile geriye dönüş
hareketleri incelenmiştir.
![]() |
Y
Gözün bu satır
üzerindeki hareketlerini inceleyelim.
a. Göz, satır üzerinde 1 numaralı eğriyle gösterilen A noktasına
kadar sıçramıştır. Yani göz bu kadar mesafeyi görmüştür.
b. Ancak göz, yazının 1’
çizgisi ile gösterilen alanda bulunan yani B noktasına kadar olan
kısmını okumuş ve seslendirmiştir.
c. Görülen (YA) uzaklık ile seslendirilen (YB) uzaklık aynı değildir.
Başlangıçtan A’ya kadar olan alan görme, B’ye kadar olan ise okuma (algılama)
alanıdır. Buna göre gördüğümüz alan ile okuduğumuz alan farklıdır. Yani
görülen (fark edilen) alan daha geniş, okunan alan dardır. Görülen (YA) ile
okunan (YB) alan arasında kalan (BA) alana hâle denir. Hâle daraldıkça
okuma alanı genişler. Bu da okuma hızını ve anlamayı etkiler.
d. Okuma hızı ve anlama üzeride etkisi olan bir husus da ikinci sıçramanın
başlangıç noktası ile ilgilidir. Şekli bu açıdan incelediğimizde, gözün ikinci
sıçramayı A noktasından başlayarak yapacağına, B noktasından başlayarak
yaptığı görülür. Göz, A noktasından B noktasına yani geriye hareket etmiştir.
Gözün geriye doğru yaptığı bu harekete geriye sıçrama denir.
İyi okuyucu da
kelime klişelerini tanımama başta olmak üzere bazı sebeplerden dolayı göz,
zaman zaman geriye doğru sıçrama hareketleri yapar. Ancak geriye sıçrama hareketleri
kötü okuyucularda daha fazladır.
Gözün geriye
doğru yaptığı sıçrama hareketleri de okuma hızı ve anlama üzerinde etkili olur.
"Gözün
hareketleri üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bir resmin veya
diğer bir şeyin incelenmesinde, gözün hareketleri muntazam bir seri çabuk
sıçramalar yapmaktadır. Bu sıçramalardaki duraklamaların sayısı okunan
materyalin cinsine ve okuyanın yaşına ve okumada kazandığı maharete bağlıdır.
Okumayı hızlandırmak için fazla duraklamaları ve gözün geriye doğru
kaymalarını azaltmaya teşebbüs edilmiştir. Bu fazla duraklamalar ve geriye sıçramalar
fena okuma alışkanlıklarından ve okunanı kavramadaki zayıflıktan ileri
gelmektedir" (Garrett 1954
:96).
Gözün geriye
dönüş hareketlerinin çeşitli sebepleri vardır:
a. Göz uygun bir
duraklama noktası bulamamış olabilir.
b. Anlam
kavranmadığı için bazı kelimeler tekrar okunmaya gerek duyulmuş olabilir.
c. Kelimeler
yanlış yazıldığı için anlamsız gelebilir ve anlamı yakalayabilme ihtiyacı
duyulmuş olabilir.
ç. Uykusuzluk,
yorgunluk veya göz bozukluğu olabilir.
C. GÖZÜN AŞAĞIYA HAREKETLERİ
Alt satıra ve
sonraki sayfaya geçme
Göz, satır
üzerinde her sıçramadan sonra biraz duraklar, satır bitinceye kadar bu sıçrama
ve duraklamalar devam eder. İyi bir okuyucu,
satır sonunda göz sıçramasını tamamlanmamışsa kelime bölünmüş olsa da
alt satıra geçerek burada duraklar. Yazının önceden bir defa okunması hâlinde
bu durum, çağrışımlarla gerçekleşir. Ayrıca aktif kelime hazinesi de bu harekette
önemlidir. Cümlenin veya kelimenin sayfanın son satırında bölünmesi hâlinde de
göz aynı şekilde okumayı kesmeden (çağrışımla) diğer sayfaya geçer.
Ç. SESLİ VE SESSİZ OKUMADA GÖZ
HAREKETLERİ
Aynı yazıyı sesli
ve sessiz okumada gözün yaptığı hareket ve duraklama sayısı aynıdır. Fakat
sıçrama hızı, duraklama süresi farklıdır. Bunun için de sessiz okuma sesli
okumaya göre daha hızlı olur. Çünkü sessiz okuma, gözle okumadır. Ses organları
okuma faaliyetine katılmaz. Gırtlak, dil, çene, dudak hareket etmez. Sesli
okumada, okuma faaliyetine katılan organ sayısı daha fazla olduğundan sessiz
okumaya göre hız daha düşüktür. Bu hız farkı sıçrama esnasındaki duraklamaların
hızı ile de ilgilidir.
Sesli ve sessiz
okuma sırasında göz, yukarıda söylenen sebeplerden dolayı geriye doğru
sıçrama yapar. Buna göre göz, sessiz
okumada da geriye doğru sıçrar.
Sesli okumadaki
geriye dönüş hareketleri fazla olursa âdeta kekeleme gibi bir okumaya sebep
olur.
3. OKUMA-YAZMA ÖĞRETİMİNDE YÖNTEM
Buraya kadar yapılan bütün açıklamalar dikkate
alınırsa okuma yazma öğretiminde çözümleme yahut cümle yönteminin önemli olduğu
açıkça görülür.
Son
on yıldan beri birinci sınıfta okuma-yazma öğretimine harflerin seslerinin
öğretilmesine dayanan ber yol izlenmektedir. Buna göre öğrenciler önce sesleri
gösteren harflerin adını ve yazılışını sonra başka bir harfle birleştirilecek
hece ve bunlar da birleştirilerek kelime oluşturulmaktadır. Bu durum bu yaştaki
çocukların göz ve zihin gelişimlerine uygun değildir. Bu çocuklarda,
gözlemlerime göre okuma ve yazma olukça zayıftır. Gözün sıçrama uzunluğu
yeterli olmadığından okuma hızı ve buna bağlı olarak da anlama yeterli
olmamaktadır. Harf yahut birleştirme yöntemiyle okuma-yazma öğretimi gözün ve
algılamanın tabiatına uygun değildir. [1]
[1] Bu
konu 1850’li yıllardan 1930’lu yıllara kadar hararetle tartışılmıştır. Bu
konuda gerek Avrupa’da gerekse ülkemizde bilimsel çalışmalar yapılmıştır. (Bu
tartışmalara ve çalışmalara ilişkin daha ayrıntılı bilgi yazarın TÜRKÇE
OKUMA-YAZMA ÖĞRETİMİ adlı kitabında bulunabilir.)




Yorumlar
Yorum Gönder