8
1. DİLİN TEMEL UNSURLARI
Dilin biri konuşma diğeri işitme-dinleme olmak üzere iki temel yeteneği, okuma ve yazma olmak üzere de iki temel becerisi vardır. Bununla birlikte bir dilin oluşması için işitme-dinleme yoluyla zihne giren seslerin birtakım işlemlere tabi tutulmak suretiyle farklı yeteneklerin de karıştığı oldukça karmaşık bir yapısı vardır. Bu konuyu açıklamaya çalışalım.
Bir dilin oluşmasında özellikle konuşma ve dinleme bakımından fiziksel görünümü sağlayan başlıca unsur beyindir. Beyne bağlı olarak çalışan bütün duyu organları başta ses ve sesin kullanımı, sesin manaya dönüştürülmesi, mananın tekrar sese dönüştürülmesi psikolojik birer işlem olduğu gibi fiziksel birer işlemdir.
Dilin başlıca unsuru olan ses de fiziksel olarak oluşan bir yapıdır. Akciğerlerden gelen havanın ses tellerini titreştirmesi ile oluşur ve ağız boşluğu, dil, diş, damak, dudak gibi organlar yardımıyla şekillenir. Böylece dilin yazılı biçimini gösteren alfabedeki ses sembolleri, işitmeye bağlı olarak oluşur. Ancak insan alfabe dışında binlerce farklı ses çıkarma yeteneğine sahiptir. Konuşma sesle gerçekleşir. Her dilde yaklaşık  25-35 arasında değişen ses vardır. Her ses, harf denen bir sembolle gösterilir.  
Gerek beyin fonksiyonları ve gerekse ses çıkarabilme yeteneği doğuşla getirilir. Sesin kullanılma biçimi çevre tarafından tayin edilir. Bu bakımdan çevre de dilin oluşmasında fizikî bir unsurdur.
Sonradan kazanılmasına rağmen yazılı semboller, simgeler, işaretler, harfler dilin iletişim fonksiyonunda kullanılan araçlardır.
Daha sonra da açıklanacağı gibi dilin en temel fonksiyonu anlatabilme ve anlayabilmedir. Konuşmanın ve yazmanın temel fonksiyonu anlatabilme, dinleme ve okumanın fonksiyonu ise anlayabilmedir.
Anlatabilmenin temel ve etkin göstergesi ses ve ses kümeleri ile bu sesleri gösteren yazılı yahut resimsel sembollerdir.
Anlayabilmenin temel ve etkin göstergesi de aynı şekilde ses kümeleri ve bunlara ilişkin yazılı sembollerdir.
Gerek anlatabilme gerekse anlayabilme esas olarak bir mana oluşturma veya oluşturulmuş manayı yeniden anlama çevirme olarak görülür.
Dil yeteneklerine ve becerilerine toplu bakış 
Zekâ konusu işlenirken dilin oluşumunda yer alan yeteneklerin görevlerine, zekâ ile olan ilişkisinden dolayı temas edilmişti. Bundan sonraki açıklamalarda her beceri ve yetenek bağımsız olarak ele alınacaktır.
Şema 2 ve 3’te gösterilen yetenekleri ve becerileri ayrıntılı olarak açıklamaya çalışalım.
Dilin oluşumunun genel görünüşü: Dinleme ve okuma yoluyla zihne gönderilen uyarıcılar, zihinde bir takım işlemlerden sonra konuşma ve yazma olarak çıkar. Bu durum aşağıaki başlıklarla 2 ve 3 numaralı şemalarda gösterilmiştir.

1. ANLAMA (GİRDİLER)
A. İşitme ve dinleme yeteneği
B. Okuma becerisi                         
2. ZİHİNSEL İŞLEMLER
A. Algısal işlem (Anlama)
B. Gramer işlemleri (düzenleme)
C. Dönüştürme işlemleri (Sese, yazıya
    veya davranışa çevrilme)
3. ANLATMA (ÇIKTILAR)
A. Konuşma yeteneği
B. Yazma becerisi





Aşağıdaki şemada dinleme ve okumanın anlama, konuşma ve yazmanın işlevleri gösterilmiştir.
Dinleme ile ko­nuşmanın ses dilini, okuma ve yazmanın ise görsel dili oluş­tur­duğu görülmektedir (Nichols 5).
Bu şemaya göre dil,  genel yetenek üzerine kurulmuş dinleme, konuşma, okuma ve yazma yetenek ve becerilerinden meydana gelmiştir. Bu etkinliklerden dinleme ve okuma receptive arts; okuma ve yazma görsel dil, konuşma ve yazma expressive arts (anlatma); konuşma ve dinleme vocal language (ses dili) olarak adlandırılmıştır.

Bu şemada dinleme ve okumanın anlama/algılama;  konuşma ve yazmanın anlama ve anlatma işlevleri ve bunlar arasındaki ilişkiler gösterilmiştir.


Çevresinin ve yaşının dili ile okula başlayan ço­cuklara, kültür (yazı) dilini kazan­dırabilmek için öğret­men, dil ve dil eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdır.
Çünkü okuma yazma becerisini kazandırmak amacıyla başlanan çalışmalar, giderek dil eğitimine dönüşür. Bu sebeple birinci sınıfta Türkçe eği­timi etkinliklerine sadece okuma-yazma becerisi ka­zandırma açısın­dan değil, dil eğitimi açısından da bakılmalıdır.
Okuma ve yazmanın dil eğitimi açısından iki önemli yönü var­dır. Bunlardan biri okuma-yazmanın beceri olması, öteki de bu becerileri etkili olarak kullanabilmektir.
Dilin etkili kullanılması doğru kazanılmasına bağlıdır. Tıpkı; bıçak, çatal, ka­şık, çekiç gibi aletleri kullanma bece­risi kazanma ve kazanılan bu becerileri yeri ve zamanı gelince doğru ve ama­cına uygun olarak kullanma gibidir. Bu yönden dili kullanma, ekmeği kesme veya çiviyi çakma becerisi ile benzerlik gösterir. Bu açıdan bakıldığında dil de duygu ve düşünceleri anlatma aracıdır.
Okuma ve yazma, birinci sınıfta, hem beceri hem işlevsel ola­rak kazandırılır. Bu çaba, birinci sınıf öğre­tim et­kinliklerinin temelini oluşturur. Bu temel beceriler kazandırıl­dıktan sonra dilin işleyişi içine girerek bir anlama ve anlatma aracı ola­rak kullanılır.[1]
Bu iki temel becerinin dil içindeki işleyişini daha iyi belirleye­bilmek için önce dili incelemek gerekir. Çünkü sonuç itibarıyla bu bece­riler dile dahil olacak ve hayat boyunca bir öğ­renme ve öğ­retme, anlama ve anlatma aracı olara kullanılacaktır.
Bir dilin oluşumunda işitme ve söyleme yahut fonksiyonel anlamda dinleme ve konuşma olmak üzere iki doğal et­men rol oynar. Bun­lardan işitme, konuşmanın olabilmesi için gereken ön şarttır. İşitme olmaksızın konuşma­nın mümkün olmadığı bilinmektedir.
Okuma ve yazma, dile sonradan giren iki temel beceridir. Bunlardan okuma, anlama yeteneğine işitme/dinleme yoluyla birikim ve giriş sağlayan bir unsurdur. Yazma da dile sonradan giren ve konuşmada olduğu gibi anlatımı gerçekleştiren bir unsur­dur.
Özetle, işitme ve konuşma, dili oluşturan; okuma ve yazma ise dili zenginleşti­ren ve etkinleştiren iki unsurdur.
Dili oluşturan unsurlar yetenek ve beceri olarak da görülebilir.
Dinleme ve konuşma birer yetenektir. Doğuşla getirilir.
Okuma ve yazma birer beceridir. Sonradan kazanılır.
 Konuşma yeteneği ve yazma becerisi bu birikimleri kullanmayı sağlar.
Dinleme yeteneği; dilin oluşmasını, okuma becerisi ise dilin gelişmesini sağlar. İşitme, kulağın doğal bir işlevidir. Bir bebek, kendisine yönetilen anî bir uyarıcıya dikkat kesilir, göz bebeği büyür, el-kol hareketleri yapar. Onun bu refleks davranışları ne olduğunu anlama çabasından başka bir şey değildir. Psikolojik ifadesi ile dikkatin uyarıcı üzerine yönelmesidir ve bu yönelmeye dinleme denir.[2]  Bu açıdan işitme ile dinleme, bakma ile görme arasında fark vardır. BU açıdan incelendiğinde işitme ile bakma biyolojik bir olgu olduğu hâlde, dinleme ve görme psikolojik bir olgudur.
Başarılı bir dil eğitimi yapabilmek için bu temel unsurların işlevlerini, hangi araçlarla, hangi yöntemlerle ve hangi kuramlara göre kazanıldığını bilmek gerekir. Ancak bu şemaya göre dil sistematiği, genel kabiliyet -yetenek- üzerine kurulmuştur. Buna göre dil, bir taraftan kendi başına bir sistemdir ve zekânın bir veçhesidir. Zekâ, bütünüyle genel bir yetenektir. Şemalarda da açıklanmaya çalışıldığı gibi dilin teşekkül etmesi için zekânın bütün özel yetenekleri kullanılır.

Dil zekânın bünyesinde yer alan işlevi oldukça çok ve karmaşık olan özel bir yetenektir.  

Dil, zekânın içinde yer alan özel bir yetenek olduğu gibi dilin içinde; dinleyerek, okuyarak anlama, kazanılan sözcükleri düzenleme (sözlük), söylenecek- yazılacak sözcüğü seçme (çağrışım), seçilen sözcükleri anlatma kalıbına koyan gramer, dilin gramerine göre düzenlenen sözcüklerle hafızada yer alan bilgileri, düşünceleri, ezberlenenleri, hayalleri anlatma (konuşma, yazma) gibi özel ve alt özel yetenekler ve beceriler bulunur.

Konuşma; duyguların, düşüncelerin, isteklerin, bilgilerin, öğrenilenlerin sözle anlatımıdır. Oysa dil, konuşmanın (anlatmanın) ve anlamanın ötesinde, dil yeteneğine sonradan katılan okuma ve yazma becerilerini de içerir. Dil yetenekleri ise anlama ve anlatma olarak ifade edilebilir.[3]

Zekâ, dil ve eğitim ile ilgili açıklamaları ve şemaları birlikte inceleyiniz. Bu üç konu birbirine o kadar girişiktir ki örneğin zekâyı anlatmadan dili, dili anlatmadan eğitimi izah etmek neredeyse mümkün değildir.
Dil zihinsel işlemler bakımından yukarıdaki şemadaki gibi olmakla birlikte oluşumu bakımından ise sırası ile işitme-dinleme, konuşma, okuma ve yazma olmak üzere ele alınacaktır. Anlama konusu ise hem dinleme hem de okuma ile ilişkili olduğundan yer yer temas edilmekle birlikte ayrı bölüm olarak incelenmiştir.
Daha önce açıklandığı gibi dilin oluşumunda zihinsel bütün yeteneklerin bir takım görevleri vardır. Ancak dilde doğuşla getirilen iki temel yetenek (ability) vardır: anlama (dinleme) ve anlatma (konuşma). Bu iki yetenek, anlama bakımından okuma, anlatma bakımından da yazma becerileri ile desteklenir.
Anlamayı sağlayan temel girdi becerileri dinleme ve okuma, anlatmayı sağlayan ise konuşma ve yazmadır.[4] ( Defalarca tekrar edilmiş.)
Dilin dört temel unsuru olan dinleme, konuşma, okuma ve yazma konularına yönelik açıklamalar; esasen öğretmenin ve anne-babanın çocuklarıyla nasıl ilgilenecekleri, çocuğun gelişimine ne gibi katkılar verebilecekleri gibi hususları açıklığa kavuşturmak, bu çalışmanın başlıca amacıdır. Bu yetenek ve becerilerin ne olduğu ve nasıl kazandırılacağına ilişkin açıklamalar yapılmıştır.
Okuyucu, tanımlara takılmamalıdır. Okuduklarından ve başka kaynaklardan öğrendiklerine de dayanarak kendine göre tanımlar yapabilir. Ancak genel açıklamalardan (kuramlardan, kavramlardan, genellemelerden vs.) yeni anlamlar üretmek gerekir. Başka bir söyleyişle burada anlatılanlar ve öğrenilenler, olabildiğince uygulamaya konulmalıdır.
Bu bölümde daha önce üzerinde durulan gramer ve dönüştürme üzerinde durulmayacaktır. Dilin dört temel unsuru olan dinleme, konuşma, okuma ve yazma üzerinde ayrıntılı olarak durulacaktır.




[1] Bkz. sözlük: Edinme
[2] Metin içinde bu konu ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
[3] Bu konuya “girdiler” ve “çıktılar” bölümünde ayrıntılı olarak temas edilmiştir.
[4] Bkz. Dil konusu. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar