5
3. DİL ÇEŞİTLERİ
İnsanoğlu içine doğduğu toplumun dilini psikolojik, fizyolojik ve bedensel olgunlaşmasına bağlı olarak bir zaman içinde edinir. Edi­nilen bu dile ana dil veya çevre dili denir.
Çevresel dil, okulda işlenerek geliştirilir, düzenlenir ve kültür dili, tebliğ dili, bilim dili hâline getirilir. Başka bir söyleyişle okulda kültür dili öğretilir. Kültür dili yazılı anlatım dilidir.  
Bundan başka bir de yabancı dil adı altında başka toplumlardan birine ait dil öğretilmektedir. Öğrenilen bu dil de o topluma ait kültür veya meslek dilidir.
Yapısına ve oluşumuna veya edinimine göre dil, değişik yönlerden sınıflandırılabilir. Çünkü insanlar duygu ve düşüncelerini yalnız konuşarak değil, göz kırparak, kaş-göz oynatarak, el sallayarak, ağlayarak, gülerek, jest ve mimikleri kullanarak da anlatabilir.
Aşağıda dil çeşitleri, oluşumuna, fonksiyonuna (işlevine), kullanıldığı yere ve terminolojisine göre kısaca açıklanmıştır. Esasen bu ayırım yapaydır. Çünkü ana dili bunların dışında tutarsak diğerleri birbirleriyle yakından ilgilidir. Bu ayırım, konunun daha anlaşılır hâle gelmesi için yapılmıştır.
Dili; kazanımına ve kullanımına göre değişik şekillerde adlandırılabilir. Örneğin, ana dili, yabancı dil gibi.
A. ANA DİLİ  (ÇEVRE DİLİ)
Ana dili,  anneden, babadan ve diğer büyüklerden öğ­renilen dildir. Bebeklikten itibaren işitilen sesler taklit edilerek konuşma becerisi kazanılır.
İnsanın dünyasına konuşmanın girişi anne kucağında başlar ve etkisi 7-8 yaşlarından sonra giderek azalsa da 10-12 yaşlarına kadar devam eder. Ana kucağından bu döneme kadar olan zamanda edinilen dile ana dili denir. Ana dil, annenin, babanın yahut başka birilerinin çabasıyla edinilmez. Bebek sesleri işitmeye başladıktan sonra çevresinden aldığı sesleri, sözleri ve bütün izlenimleri edinir. Bu bakımdan ana dili, bu anlamda çevre dilidir. Çevre dili, doğal yollarla bir müdahale olmaksızın edinilir. Bu dil, bebeğin içine doğduğu çevrenin dilidir. Bebek, bu dili; psikolojik, fizyolojik ve bedensel olgunlaşmasına bağlı olarak adım adım genişletir.
İnsan, konuşma yete­neğini doğduğu andan itibaren kullanmaya hazırdır. Ancak, konuşacağı dil, çevre tarafından belirlenir. Çevre tarafından belirlenen bu dile ana dili denir. Ana dili aynı zamanda çevrenin dilidir.[1]
Ana dilin ırkî hiçbir özelliği veya ırkla ilgili bir bağlantısı yoktur. Örneğin bir bebek,  doğduğundan sonra başka dil konuşulan bir ülkeye götürülse, o ül­kede konuşulan dili öğrenir. Öğrendiği bu dil, onun ana dili olur. Bunun anlamı şudur: Ana dili, yalnız annemizden öğrendiğimiz dil değildir. Tavuklar arasında büyüyen bir keçi yavrusunun tavuklar gibi gıdakladığı televizyonlarda söylendi, gazeteler de yazdı. Hindistan’da orman içinde bulunan bir çocuğun, aralarında kaldığı hayvanlar gibi ses çıkardığı da bilinmektedir. Şu hâlde ana dili, yalnız anneden öğrenilen dil değildir.
Dilin en temel unsuru konuşmadır. Konuşma, başlangıçta ses çıkartma temeline dayanan bir yetenektir. Bu yetenek çevrede kullanılan dile göre taklit edilerek biçimlenir.  Bu durum, psikolojik olarak ifade edilirse,  bir anlamda çevreden alınan etki­lerin tepki hâ­line dö­nüştürülmesi demektir.
Bebek, doğduğundan kısa bir süre sonra konuşma yeteneğini kullanmak için hazırlanmaya başlar. Ses tellerini, gırtlağını, damağını dilini hareket ettirerek akciğerden baskılanan bir takım anlamsız (gığıldama) sesler çıkarmaya başlamak suretiyle konuşmaya ilk adımını atar.
1-2 yaşında veya biraz daha ileriki yaşlarda kendi kendine dil öğrenme çabası göstermeye başlar. Öncelikle “Bu nedir?”, “Bu ne?” sorusu ile çevresindeki eşyaların adını, ne işe yaradığını, nerede olduğunu, misafirin kim olduğunu tedrici olarak (adım adım) öğrenme gayreti gösterir. İlk 4-5 yaşında kelime haznesi şaşılacak kadar hızla artar. Öyle ki şu veya bu şekilde işittiği bir kelimeyi yeri geldiğinde kullanabilir.[2]
B. GÜNLÜK KONUŞMA DİLİ
Günlük konuşma, içinde bulunulan duruma göre yapılan konuşmalardır: tanışma, tanıştırma, teşekkür etme, kutlama, başsağlığı dileme, hal-hatır sorma, bayram ziyaretlerinde ve misafirlikte, karşılama ve uğurlama ve hatıralarını anlatma gibi.
Bu dil; kendini ifade, kendini tanıtma, tanışma, tebrik yazma, telefonda konuşma; giderek sorulara cevap verme, topluluk önünde bilgi ve düşüncesini ifade etme düzeyine ulaşır.
Bu gibi konuşmalarda duruma göre teşekkür etme, sağ ol deme, rica ederim, özür dilerim, günaydın, iyi akşamlar, afiyet olsun, lütfen gibi sözler söylenir. Bu bir anlamda da görgü kurallarını uygulamayı gerektirir. Çocuk, günlük konuşmaları her yönüyle aile içinde öğrenir, eksikler ve yanlışlar ise okul tarafından tamamlanır ve düzeltilir.
C. EDEBİYAT, HİTABET, TEBLİĞ VEYA YAZI DİLİ
Edebiyat, hitabet ve yazı dili olarak adlandığımız bu konu için genel bir ad olarak da kültür dili diyebiliriz.
Kültür, bir toplumun yaşayışını, düşünüşünü, inancını, geleneklerini, örf ve adetlerini ifade eder.
Bu nedenle, kültür dili de toplumun hem geçmiş yaşantılarını, hatıralarını, olayları geleneklerini, alışkanlıklarını gelecek nesle nakleder hem de toplumu geleceğine ilişkin öngörülerde bulunur.
Kültür dili, dili doğru ve etkili biçimde (sözlü ve yazılı olarak) kullanabilme yetenek ve becerisine bağlıdır.   
Çocukların okul hayatına başlanmasından sonra kültür dili öğretilmeye başlanır. Çevresel dil, okulda işlenerek düzenlenip geliştirilerek kültür dili hâline getirilir. Çocukların aileden getirdiği ağız ve şive düzeltilir ve ortak yazı diline dönüştürülür. Hikâye, masal, şiir  kitapları ile hem kelime hazineleri zenginleştirilir hem de toplumun kültürel yapısı bu yolla kazandırılır. Sınıflar ilerledikçe topluluk önünde konuşma, bir konuda düşüncelerini yazma çalışmaları yapılır. Başka bir söyleyişle okulda kültür dili öğretilir. Kültür dili günlük konuşmalardan farklıdır.
Kültür dili, dilin bir konu etrafında plâna göre gerek yazılı gerekse sözlü olarak en doğru ve etkili şekilde kullanabilmesidir. Kültür dilinin oluşması için akıcı bir üslup, zengin kelime hazinesi, engin hayal gücünün olması gerekir. 
Sınıflar ilerledikçe belirli konularda plânlı konuşma ve yazma çalışmalarına geçilir. Ailesinde veya çevresinde işittiği öyküler, masallar ve türküleri derlemeleri; düğün, nişan, bayram gibi önemli günlere ilişkin gelenekleri üzerine araştırmalar yaptırılır. Bir taraftan da edebî değeri olan öykü, masal, şiir, roman gibi eserleri okumaları sağlanır. Bu gibi eserler üzerinde yazmaya hazırlık olmak üzere giriş, gelişme, sonuç bölümleri yanında eserlerin üslup, imlâ, noktalama yönlerinden de incelemeleri yaptırılır.
Yine seviyeleri ilerledikçe şiir, öykü, masal, roman ve sahne eserleri yazma denemeleri yanında topluluğa hitap etme, okuduğu eserleri sınıf önünde anlatma gibi etkinliklerle kültür dili oluşturulmaya çalışılır.  
İleri düzeyde topluluk önünde düşüncesini savunma, konferans, sempozyum, açıkoturum konuşmaları, siyasî konuşmalar vs. hitabet dili ile yapılır.
Tebliğ ve hitabet dili genel olarak konuşma (sözlü) olarak yapılır. Yazılı tebliğlere tebligat denir. Ancak özellikle peygamberler, din adamları ve siyasetçiler tebliğlerinde hitabet dilini kullanırlar.
Hitap dilinde sözcükler ve kavramlar dikkatle seçilir, farklı anlamlara gelecek sözlerden dikkatle kaçınılır. Bu nedenle bir hitabe tercümesinde bu husus gözden uzak tutulmamalıdır.
Siyaset adamlarının ve topluluğa hitap eden kişilerin konuşmalarında vurgu, tonlama, telâffuz, duraklama çok önemlidir.
Haz Muhammed’in Vedâ Hutbesi, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi buna verilebilecek güzel örneklerdir.
Hitap, yazılı metinden okunarak veya irticalen yapılır. Konuşmacı önceden konuyla ilgili hazırlık ve plânlama yapmalıdır.   
Konuşmada seslerin doğru çıkarılması, sözcüklerin doğru söylenmesi, cümlelerin duygu ve düşünceleri doğru ve tam ifade edilmesi, vurgulama, tonlama, duraklama vb. unsurlara dikkat edilmesi gerekir.  Özellikle bir sunumda veya hitapta ses tonunun ayarlanması, vurgunun ve tonlamanın doğru yapılması da önemlidir.
Kültür dili aynı zamanda yazı dilidir. Konuşma metinleri, roman, öykü, şiir, hatıra vb. yazılarda olduğu gibi. Yazı dili, konuşma diline göre kalıcıdır. Belge niteliği de taşır. Bu dille, kişinin veya toplumun duyguları, düşünceleri, ümitleri, geçmişi ve geleceği en etkili biçimde anlatılır.  
Yazılı anlatımlarda sözcüklerin doğru yazılması (imlâ),  noktalama işaretlerinin doğru kullanılması, cümle yapılarının gramer kurallarına uygun olması, üslûbun akıcı ve hayal gücünün de yüksek olması gerekir.
Hem konuşma (sözlü anlatım) hem yazılı anlatım; duyguların, düşüncelerin, bilgilerin muhatabın denilmek isteneni, denilmek istendiği gibi anlamasını sağlayacak şekilde açık, duru, akıcı olmalıdır. Seçilen sözcükler, kurulan cümleler konuyu en doğru ve etkili olarak anlatabilmelidir.  
Dil eğitiminde ulaşılmak istenen esas amaç öğrencilere kültür dilini kazandırmaktır. Kültür dili, yazı dili ve sanat dili yahut edebiyat dili, tebliğ dili; sosyal hayatın gelişmesinde rolü olan, dilin en güzel ve en etkileyici kullanıldığı sözlü veya yazılı anlatımdır.
Okullarda öğretilen ve öğretilmesi gereken dil, kültür dilidir. Bir yabancı dil de o toplumun kültür diliyle öğretilir. Bu nedenle, bir yabancı dili öğrenecek veya öğretecek kimse, öncelikle o dilin konuşulduğu toplumun yaşayış usul ve esasları ile kuralları, düşünüş biçimi, günlük hayattaki davranışları, coğrafyası, tarihi, gelenekleri, hukuku vb. kültürel yapı unsurları hakkında az-çok bilgi sahibi olmalıdır. Bu gibi hususlar özellikle tercüman eğitiminde önelidir.
Özellikle tercümanların hem kendi kültürünü hem de muhatap dili kullanan toplumun kültürünü yakından bilmesi gerekir. Yani çeviri yapacağı iki dilin de kültür yapısının yeteri kadar bilinmediği durumlarda doğru çeviri yapmak mümkün olmaz.
Ana dilin veya ikinci dilin öğretilmesinde öğrencilere okuma metinleri yoluyla veya doğrudan anlatımla, kendi kültürünün veya öğreneceği dilin kültürünün öğelerini benimsemesini sağlayıcı bilgi ve alışkanlıklar kazandırılmalıdır.
Edebiyat veya yazı dili, önceden yapılan hazırlık ve bir plânlamaya göre kullanılır.
D. BİLİM DİLİ
Ana dil üzerine inşa edilen bir dil de bilim dilidir. Bilim dili hem bilgi hem de terminoloji yönünden yeteri kadar birikim elde edilmesini gerektirir.  Her meslek ve sanatta kullanılan, bir takım o mesleğe ilişkin sözcük ve kavramlar vardır. Bu sözcük ve kavramlara terim denir.
Her bilim dalının terminolojisi (söz dağarcığı) vardır. Dil öğrenen bilim adamları ve tercümanlar, uzmanlık alanı olarak gördükleri branşlara ilişkin yeterli terminolojiye sahip olmalıdır.
Hekimler tıp hukukçular hukuk, ilâhiyatçılar din terimlerini kullanır. Öğretmenler, mühendisler, kendi özel iletişim sözcüklerini kullanır. Bilim adamları, kendi alanlarına ilişkin sözcüklerle iletişim kurar. Tornacılık, kaportacılık, ayakkabıcılık gibi işlerle iştigal edenler,  işlerinin gereği özel terimlerle ve kavramlarla konuşur.[3]
Başka bir meslek veya sanatla meşgul olanlar, başka bir mesleğe ait birçok sözcüğün ne anlama geldiğini bilemeyebilirler.
Bu nedenle özellikle bilim veya meslekî eserleri tercüme edenler, bu mesleklerle ilgili terimleri hem sayısal hem de anlam bakımından yeteri kadar bilmelidir.
Ortaöğretim ve lisans düzeyinde edebiyat ve bilim dili kazanılmaya başlanır.
E. DUYGU –his, şiir- DİLİ
Öğrencilerin; dayanışma, kederde, sevinçte ve tasada ortak değerler kazandıracak ve bu değerleri ifade eden atasözleri, şiirler, öyküler vb. yollarla duygusal gelişimlerini sağlayıcı eserler okumaları sağlanmalıdır.
Bir cenazede hüznü, acıyı veya üzüntüyü belirleyen sözcükler yahut bir düğünde herkesin neşelenmesini sağlayacak espriler, fıkralar, şarkılar da ortak bir dilin tezahürleridir.  Buna duygu dili diyebiliriz. Duygu dili, sevincimizi, kıvancımızı, mutluluğumuzu, üzüntümüzü ve acımızı, mutluluğumuzu yansıtacak şekilde dilin kullanılmasıdır. Bu gibi duygusal anlatımlarda duygular, jest ve mimiklere de yansır. Hiç konuşmasa da bir kimsenin gözyaşlarının mutluluktan mı hüzünden mi geldiği jest, ses tonu ve mimiklerinden kolayca anlaşılır.


F. BEDEN DİLİ (jest ve mimikler) VE PANDOMİM
Dil yalnız sözcüklerden oluşmaz. Jest ve mimikler, baş sallama, göz kırpma, yüz buruşturma, tebessüm etme gibi davranışlar beden dilini oluşturur. Bir kimse  canının sıkıntısını, mutluluğunu ellerini, parmaklarını, başını kullanarak vücudu ile de anlatabilir. “Evet.” anlamında başını aşağıya, “hayır” anlamında ise başını yukarıya veya sağa-sola çevirir. Buna vücut dili denir. Vücut dili sözün anlamına ne kadar uygun olursa konuşma da o kadar etkili olur.  
Bir kimsenin acılı olduğunu gözyaşlarından anlarız. Başka bir kimsenin telaşla ve hızlı yürüyüşünden acele bir durumla karşı karşıya olduğunu düşünürüz. Dalgın bir kimse daha hareketsiz olur ve çoğu zaman elini çenesine dayar ve düşünür.
Vücut dilini kullanma biçimlerinden biri de pandomimdir.  Pandomim, bir konuyu söz-konuşma olmadan bir takım vücut hareketleriyle anlatmaktır.
Vücut dili; konuşma sırasında parmaklar, el, kol, yüz, göz ve baş gibi organların hareketlerini kapsar.
Şaşkınlık, hiddet, hayret, öfke gibi durumları anlatırken göz­ler iri iri açılır. Küçümseme ve güç durumlar anlatılırken göz ka­pakları indirilir ve dudaklar da büzülür.
Jestler ve mimikler, sözlerin anlamlarını kuv­vetlendirir.
G. ARGO YA DA SOKAK DİLİ
Konuşma ve yazma bakımından bazı kimseler argo sözcükler kullanarak ve hatta küfür ederek duygularını anlatmaya çalışır. Bu doğru bir konuşma veya yazma biçimi değildir.
H. YABANCI DİL
Farklı coğrafyalarda yaşayan ve farklı dilleri konuşan insanlarla iletişim kurmak, onların söylediklerini ve yazdıklarını öğrenmek ve anlamak için bu insanların dili öğrenilir. Ana dil dışında öğrenilen bu dile yabancı dil denir. Daha kısa bir ifada ile bu dil, başka bir milletin dilidir.
Birden fazla dili, birbirine çevirmeye ise tercüme dili denir. Daha sonra da açıklanacağı gibi tercüme dilinin kazanılması, teorik ve pratik bir takım bilinçli, gayretli ve sürekli çalışmayı ve çaba harcamayı gerektirir.
Tercüme amacıyla bir yabancı dil öğrenmede terminoloji çok önemlidir. Uzmanlar ve akademisyenler veya belli bir bilim dalında tercüme yapmaya karar vermiş tercümanlar, ilgili oldukları bilim dalının terminolojisine yeteri kadar sahip olmalıdır.



[1] Ana dil, çeşitli ağız ve lehçeleri olan bir dilin ana damarı, ana köküdür.

[2] Kağan Ata,5,5 yaşındadır. Bir gün otururken bir münasebetle “Resmen öyle oldu.” cümlesini kullandı. “Resmen” sözü günlük hayatta sık kullanılan bir sözcük olmadığı hâlde bir defa işitmiş olmalı ki bunu kullanabildi.
[3] Meslek, sanat ve zanaat sözleri, çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır.
Zanaat: Bir ustanın yanında yetişerek basit el becerilerine dayanan işler
Sanat: İçerisine kendi yaratıcı ve hayal gücünü de katarak icra ettiği iş alanıdır. Sanat, bir ustanın veya öğreticinin gözetiminde çıraklık, kalfalık ve ustalık gibi hiyerarşik birtakım evrelerden geçilerek elde edilir. Sanatla meşgul olanlara sanatkâr denir. Belirli bir düzeyde teorik ve pratik kurs veya okul eğitimini de gerektirir. Sanatkâr yaratıcıdır. Orijinal eserler ortaya koyabilir. Mimar Sinan, Şeker Ahmet Paşa, Ziya Gökalp, Namık Kemal, Sultan Abdülhamit birer sanatkârdır. Ressamlar, şairler, şarkıcılar, artistler birer sanatkârdır. Sanat, profesyonel ve amatör olarak icra edilebilir.
Meslek: Belli bir alanda yüksek öğretimi gerektiren profesyonel bir işler. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar